Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
sol 1 reklam sol 3 reklam
sag 1 reklam sag 2 reklam sag 3 reklam

Korkmaz’ın başarı öyküsü

Henüz 14 yaşındayken bakırcı çırağı olarak atıldığı iş hayatında basamakları teker teker çıkarak bugün dünyanın dört bir yanına ihracat yapan Korkmaz Mutfak Eşyaları’nın mimarı Hakkı Korkmaz, başarı öyküsünü gazetemize

Henüz 14 yaşındayken bakırcı çırağı olarak atıldığı iş hayatında basamakları
Rastgele Banner Alanları

Kandıra’nın başarılı ve köklü esnaflarının yaşamlarını kaleme aldığımız yazı dizimizin bu haftaki konuğu; Korkmaz Mutfak Eşyaları’nın kurucu mimarı Hakkı Korkmaz. Henüz 14 yaşındayken bakırcı çırağı olarak atıldığı iş hayatında zamanla büyüyerek atölye açan, basamakları teker teker çıkarak bugün bir dünya markasına sahip olan Hakkı Korkmaz, başarısının sırrını bizimle paylaştı. Ülke sanayisinde kendisine yer edinir edinmez memleketini de düşünerek Kandıra’ya fabrika açan Korkmaz, ticari yaşantısını şu şekilde anlattı;
 
Öncelikle sizi tanıyalım. Hakkı Korkmaz kimdir? Meslek hayatına nasıl başlamıştır?
Kandıra’nın Pınarlı köyünde doğdum. Babam Ahmet Korkmaz rençberlik ile uğraşıyordu. Aynı zamanda denizciydi. Bizde o yüzden denizci olmayı heves ettik ama babam “bu meslekte biz yıprandık siz yıpranmayın” dedi ve bize kıyamadığı için çalışmamız için İstanbul’a gönderdi. İlkokulu bitirdikten sonra 1 yıl Kur’an Kursu’na gittim. Ondan sonra 14 yaşındayken İstanbul’da bakırcı çırağı olarak işe atıldım. Tahtakale’de teyzemin eşi bakırcıydı. Orada 3 yıl kadar çalıştım. Sonra yine aynı semtte başkasının yanında çalışmaya başladım. 17 yaşında kalfa oldum. O zamanlar şimdiki gibi çalışma saatleri kısa değildi. 15-16 saat çalışıyorduk. Askere gidip geldikten sonra 10 yıl kadar kalfalık yaptım. 1972 yılında kendi işimi kurmaya başladım. O tarihlerde 25-30 metrekarelik bir tezgâhta çalışıyordum. Artık zanaatkâr olmuştum. Fason iş yapıyordum.
 
O zamanlar Korkmaz’ın bir dünya markası olacağını hayal ediyor muydunuz?
Ben yenilikçi bir insanım öncelikle. Araştırmayı seviyorum. 1972’den 1980 yılına kadar paslanmaz çelik ürettim. Çelik tabak, sini işini yapan ilk ben oldum. İki kişi çalışıyorduk. Bir ben vardım bir de çırağım. O zamanlar çok hırslıydık. Yeni dükkan açtığımız için çok azimliydik. Başarılı olmak tabi ki en büyük hedefimizdi. Ancak bu kadar ilerleyeceğimizi hayal edemezdim.
 
O zamanlar dükkanınızın adı yine Korkmaz mıydı?
Evet. Soy ismimiz Korkmaz olduğu için dükkan açarken Korkmaz ismini koymuştuk.
 
İlk ne zaman Korkmaz etiketini ürünlerinize etiketlediniz?
Fason işçiliği bıraktıktan sonra 1975 yılında tabak, sini gibi mal üretmeye başladım. Ürettiğimiz malları restoranları gezerek tanıtıyorduk. Daha sonra kar amaçlı değil de malı tanıtmak amaçlı bir toptancıyla anlaştık. 2-3 yıl o satmaya başladı. 1976 yılında ürünlerimize Korkmaz etiketi yapıştırmayı başladık.
 
TÜRKİYE’DEKİ İLK ÇELİK ÇAYDANLIĞI ÜRETTİ
Korkmaz bugünlerine nasıl geldi?
Korkmaz’ı bu günlere getirebilmek için 13 tane iş yeri değiştirdim. Büyüye büyüye adım adım ilerledim. 1972 yılında 25-30 metrekarelik tezgahlarda çalışıyorduk. Şuan 57-60 bin metrekarede çalışıyoruz. 1978 yılında 300 metrekarelik bir iş yeri tutmuştuk. O zaman 15 tane personelim vardı. Bende çok fazla çalışıyordum. Çünkü dükkan sahibi olduğum için çok heyecanlıydım. 1980’li yıllarda Bayrampaşa’da bin metrekarelik bir iş yerine geçtik. Süleymaniye’deki merkezimiz duruyordu. Bayrampaşa’dan yer aldıktan sonra orada da devam etmeye başladık. 1982’li yıllarda bu dükkanımda Türkiye’deki ilk çelik çaydanlığı ürettim. O zamanlar da 50’ye yakın personelle çalışıyordum. Orada 5-6 yıl çalıştıktan sonra artık küçük gelmeye başlamıştı ve Küçükköy’de 5 bin metrekarelik bir fabrikaya çıktık.
 
KORKMAZ’IN KADERİNİ DEĞİŞTİREN OLAY
Bayrampaşa’dan Küçükköy’e taşındığımızda yurt dışı ihracata açıldık. Aslında bununla ilgili çok ilginç bir anım var. O dönemler yurt dışında makinelerin daha uygun olduğu söylendiği için İtalya’ya gittim. Orada bir Türk kızı vardı tercüman olarak. Bende dil olmadığı için firmalarla tercüman ile birlikte görüştük. Fiyatlar düşündüğümüzün aksine çok pahalı çıktı. Tabi gücümüzün üstünde çıktığı için de hayal kırıklığı ile geri döndük. Tercüman kıza da günlük yevmiye veriyorduk. Firmalara Türkiye’ye döndüğümde değerlendirme yapıp karar vereceğimizi söylemiştim. Birkaç gün sonra firmalar bana faks yolladı. Makinelerin düşündüğümden pahalı olduğu için almak istemediğimi söyledim. Firma yetkilileri de tercüman olarak beni gezdiren kızın yüzde 20 komisyon şartı olduğu için fiyatların yüksek olduğunu söyledi.
 
50 ÜLKEYE MAL SATIYORUZ
O anda karar verdim. Bizim ailemiz kalabalık bir aileydi. Yüksek okulu bitiren yeğenim vardı. Lisede okuyan oğlumla birlikte ikisini 1991 yılında İngiltere’ye gönderdim. Hem dil öğrendiler hem de pazarlama okudular. Bugün ikisi de devamlı yurt dışında. Kenya’ya bile mal satıyoruz. Bugün Korkmaz’ın bayrağı giderek yükseklere çıkıyorsa bunun yüzde 80’i onların sayesindedir. Yoksa biz kendi bünyemizde görebildiğimiz kadar görürdük. Amerika başta olmak üzere 50 ülkeye mal satıyoruz. En kuvvetli olduğumuz bölge ise Orta Doğu.
 
BAŞARIMIZIN SIRRI; ÇOK ÇALIŞMAK
Başarınızı neye borçlusunuz?
Kesinlikle çok çalışmaya. Yorulmadan, usanmadan çalıştık. Ailemle, güvendiğimiz, inandığımız insanlarla birlikte çok çalışarak bu noktalara geldik. Sanayiciliğin zevkine doyum olmaz. Yeni bir makine kurup onu çalıştırdığınız zaman onun verdiği haz anlatılamaz. Öncelikle kesinlikle kabul edilir bir marka olacaksın. Çizgini bozmadan yolunda emin adımlarla yürüyeceksin. Çok kazanmak için kalitenden taviz vermeyeceksin. Biz başarımızı buna bağlıyoruz.
 
Kandıra’ya kaç yılında geldiniz?
1996 yılında Kandıra’da fabrika açmaya karar verdik. Buranın köyündeniz zaten. O tarihte hem memleketimize katkı sunarız hem de büyüklerimizin yanına gideriz diye düşünerek karar verdik ve bu yeri aldık. 1-2 yıl içerisinde yerleştik. İstanbul Sancaktepe, Tuzla Şekerpınarı ve Kandıra olmak üzere 3 fabrikamız var.  Hepsi kendi yerimiz. O zamanlar Kandıra’daki fabrikamız 3 bin 700 metrekareydi. Şuan hamd olsun 18 bin kapalı alanda hizmet veriyoruz. İlk başladığımızda 36 personelle başladık. Şuan 230 personelimiz var. Bugün Korkmaz’da toplam çalışan sayımız ise 700-800 civarı.
 
70’li yıllardaki üretim ile bugünkü üretim arasında ne ölçüde fark var?
Hemen hemen 20 misli üretimimiz arttı diyebiliriz. Ben çaydanlık üretimine başladığım zamanlar günde 250 takım çıkarttığım zaman çok mutlu oluyorduk. Bizim için büyük bir başarı oluyordu. Bugün sadece günde 4-5 bin adet farklı modellerde çaydanlık üretiyoruz. Tabi bu teknolojiye ayak uydurmanın sayesinde. Şuan Kandıra’daki fabrikamızda aylık 300 ton paslanmaz çelik işliyoruz.
 
Hedefiniz nedir?
Diğer markalara baktığınızda hem üretim yapıp hem pazarlama yapan bir biz varız. Diğer markaların üretimleri yoktur, fason yaptırırılar. Türkiye’de şuana kadar 800’e yakın mağazamız ve bayilerimiz var. Gayemiz ufak bir ilçeye bile girebilmek. Her yerde var olmak.
 
ÇEŞİTLERİMİZİ ZENGİNLEŞTİRDİK
“Korkmaz Mutfakta” diye bir sloganınız var. Ürünleriniz sadece mutfak eşyalarını mı kapsıyor?
“Kandıralı Korkmaz Mutfakta” diye bir sloganımız var ancak artık sadece mutfakta değil evlerin her bir köşesindeyiz. Perakende satış yaptığımız için küçük ev aletleri, elektrikli ürünlerde üretiyoruz.  Çeşitlerimizi zenginleştirdik.
 
Korkmaz bünyesinde çalışan personel sayınız ne kadar?
Üretim yapan iki tane fabrikamız var. Genel merkezimiz, ihracat, finans merkezimiz İstanbul’da. Kandıra tamamen üretime dayalı olan fabrikamız. Çelik üretimini burada yapıyoruz. Elektrikli ürünleri İstanbul’da yapıyoruz. Üretimdeki beyaz yakalar 40-50 civarında, pazarlama ağında çalışan 700-800 civarında çalışanımız var. Kurumsallaşmaya doğru gidiyoruz.
 
14 yaşında ticarete atılmışsınız. Çocukluğunuzu hiç yaşamamışsınız. O zamanlardan bir anınız var mı?
Bizim zamanımızda çocukluk mu vardı? Bir işi başardığımız zaman, yeni bir şey ürettiğimiz zaman en büyük mutluluk o oluyordu bizim için. Yenilik yapmak, bir işte atılgan olmak, para kazanmaktan daha çok Türkiye’de sanayide bende varım demenin mutluluğunu yaşıyordum. Şuan 72 yaşındayım. Halen sabah namazından sonra işime giderim. Hevesle ve mutlulukla çalışırım.  
 
YOL PARAM YOKTU
Peki, zorluk yaşadığınız bir anınız oldu mu?
23 yaşındayken kalfalık dönemimde Balat’dan 3 katlı bir ev aldım. Ancak ertesi günü cebimde hiç para kalmadı. O zamanlar İş Bankası’nın çocuklara verdiği çelik bir kumbara vardı. Onu da kıramadık. Balat’dan Topçular’a nasıl gideceğimi düşünüyordum. Bakkaldan borç alarak işime gitmiştim. Kendime göre o günkü günde koskoca 3 katlı ev almışım ama cebimde yol parası yoktu. En büyük sıkıntım o olmuştu. Hamd olsun başka bir sıkıntımız olmadı.
 
Ticari yaşantınızın yanı sıra Kandıra’da güreş ağalığını da üstleniyorsunuz. Sporla ilgilisiniz…
Evet. 2002 yılında da yine güreş ağasıydım. İki dönem boyunca ağalımı sürdürdüm. Tabi bizde çocukluğumuzda mahallede arkadaşlarımızla güreşirdik. Ata sporumuzu tabi ki seviyoruz.
 
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Bu ülke bizim. Çalışmamız lazım. Ülkemizin ne halde olduğunu görüyoruz. Zordayız. Herkes ülkesine memleketine biraz sahip çıkmalı. Keşke Kandıra’da 5 tane daha Korkmaz olsa da burada çalışan yerliler Büyükşehir’e gitmese. Kandıra Büyükşehir olsa. Korkmaz’ın 46 senelik bir mazisi var. Merdiven altından gelmeyiz. Bir yerde durabilmek için her şeyi basamak basamak çıkacaksın. Bir anda Kandıra’yı ben yarattım gibi bir havayla gidersen kendini koruyamazsın.
 
BÖYLE GİDERSE İTHAL İŞÇİ GETİRECEĞİZ
Şimdiki gençler zaman geçirmek için masa başı işleri tercih ediyorlar. Sanayide çalışmak isteyen neredeyse kalmadı. İşçi bulmak her geçen gün zorlaşıyor. Sanayiciliğin ön plana çıkması için devletin okullar açması lazım. Nitelikli eleman yok memlekette. Biz alıp öğretiyoruz. Türkiye’nin durumu zor. Böyle giderse yurt dışından ithal işçi getirip çalıştıracağız. Bu sadece sanayide değil her sektörde aynı. Kimse işini yapmıyor. Kandıra turizmle bir yere gelmez. İki aylık bir sezonumuz var. Biraz daha sanayinin önü açılmalı ki buranın insanı farklı ilçelere gitmek zorunda kalmasın. Böylece hem yaşam kalitesi artar hem de ekonomi canlanır.

Kandıra'nın Sesi - Reklam Alanları
Sadece Mobilde Görünen GIF'ler

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kandıra Kaymakamlığı, olumsuz hava ve deniz şartları nedeniyle 29 Temmuz
Sıradaki Haber 29 Temmuz’da Kandıra’da 6 Plaj Hariç Tüm Sahillerde Denize Girmek Yasaklandı
error: İçerik Korunmaktadır!