Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
sol 1 reklam sol 3 reklam
sag 1 reklam sag 2 reklam sag 3 reklam

Fotoğrafçılık zanaatı öldü

Kandıra’nın en eski fotoğrafçılarından olan Ali Çıkrıkçı, gelişen teknolojinin fotoğrafçılık zanaatını öldürdüğünü söyledi

Kandıra’nın en eski fotoğrafçılarından olan Ali Çıkrıkçı, gelişen teknolojinin fotoğrafçılık
Rastgele Banner Alanları

Kandıra’nın başarılı esnaflarını kaleme aldığımız yazı dizimizin bu haftaki konuğu Kandıra’nın en eski fotoğrafçılarından aynı zamanda Çarşı Mahallesi’nin 7 dönemdir muhtarlığını yürüten Ali Çıkrıkçı. Henüz 6 yaşındayken babasından öğrendiği kadarıyla fotoğrafçılık mesleğiyle tanışan ve o günden bu yana sektörde ayakta kalmayı başaran Çıkrıkçı, geçmişten bu yana fotoğrafçılık mesleğinde yaşanan gelişmeleri bizimle paylaştı. Aynı zamanda 1986 yılından bu yana muhtarlık yapan Çıkrıkçı’yla yaptığımız söyleşinin detayları şu şekilde;
 
Ali Çıkrıkçı kimdir?
1958 yılında Kandıra’da doğdum. Mehmet Reşat’tan olma, Nigar’dan doğma biriyim. İlkokulu Zafer İlkokulu’nda Ortaokulu Kandıra Ortaokulu’nda okudum. Ben mezun olduktan 2 yıl sonra lise açıldı. Ali dedem zamanında İstanbul’dan Kandıra’ya kadı olarak atanmış. Daha sonra Emine babaannemle tanışıp evlenmişler. Kadılık kaldırıldıktan sonra el oymacılığı işine başlamış. Hatta yün eğirmek için çıkrık yapıyormuş. Soyadı kanunu çıktıktan sonra bu yüzden soyadımız Çıkrıkçı olmuş. Kandıra’nın yerlisiyiz. 6 yaşımda öğrendiğim fotoğrafçılığa devam ediyorum. 7 dönemdir Çarşı Mahallesi’nin muhtarıyım. Evliyim. 2 oğlum, 2 torunum var.
 
Fotoğrafçılık mesleğinizi babanızdan aldınız sanırım…
Evet. Babama Resimci Reşat derlerdi. 1909 doğumluydu. 10 yaşındayken Kandıra’da Alamünit Fotoğrafçılık yapan Ali Fetih’in yanında çalışmaya başlamış. İşini askerde dahi devam ettirmiş. 1973 yılına kadar seyyar olarak fotoğrafçılık yapmış. Güneşin durumuna göre Kandıra merkezdeki bazı bölgelerde bekliyormuş. Fotoğraf çektirmek isteyenler babamı şu anki Genç Kırtasiye’nin önünde veya Sezai Bulgurcu’nun dükkanının önünde buluyorlarmış.
 
Seyyar fotoğrafçılığın ardından ne zaman dükkân açtınız?
1973 yılında Çarşı Mahallesi 23 Nisan Caddesi üzerinde ilk dükkânımızı açtık. Şu anki Anbarlı Kasap’ın olduğu dükkanda çalışıyorduk. Dükkana geçtikten sonra Alamünit fotoğrafçılığı güneş ışığından projektörlerle enerji ışığına çektik. Daha sonra fotoğrafçılığa ben devam ettim. Mesleği öğrendiğimde henüz 6-7 yaşlarındaydım. Boyum yetişmediği için eski sandalyelerin üzerine çıkıp resim çekiyordum. 1968 yılında babamla yarışmaya başladım. O zamanlar fotoğrafçı olarak bizim dışımızda Fazıl Sayın ve Çetin Çetiner vardı.
 
TEKNOLOJİNİN KURBANI OLDUK
O dönemlerdeki fotoğrafçılık mesleğinden bahsedebilir misiniz?
Eskiden fotoğrafçılık mesleği zor ve meşakkatli bir meslekti. Gerek fotoğraf çekiminde gerekse baskısında büyük emek vardı. Eskiden kum havuzları vardı. Bu kum havuzunda camları çizdirerek buzlu cam elde ederdik. Sonra bu buzlu cama ilaç sürüyorduk. Bu ilaç karanlık odada hiç ışık görmeden kuruyordu. Tab baskı sistemi dediğimiz sistemle pozu ayarlayıp cama baskı yapardık. Aynı şekilde ipek kumaşlara da baskı yapıyorduk. Evde hususi karanlık odamız vardı. Baskıyı evimizde yapıyorduk, resimleri de sokakta çekiyorduk. Cam baskılar 1-2 hafta sürüyordu. Ama siyah beyaz fotoğrafları 10-15 dakika içerisinde teslim ediyorduk. Cama işlediğimiz fotoğrafı da işlem bittikten sonra çerçeveciye götürüyor kenarlarını taktırıyorduk. Şimdi tişörtlerin üzerine yapılan baskıyı biz o zamanlar kendimiz klasik tarzda yapıyorduk. O zamanlar gençler toplandığında, kadınlar gün yaptığında, doğum günlerinde, oturmalarda bizi çağırırlardı. Okullara giderdik. Kimsede fotoğraf makinesi olmadığı için biz gider çekerdik. O zamanlar her şeyde bir doğallık vardı. Bugün maalesef teknolojinin kurbanı olduk.
 
Düğün fotoğraflarını nasıl çekiyordunuz?
Düğün neredeyse hangi köydeyse gidiyorduk. Genelde evlerin önüne perde gererek gelin ve damadı ailesiyle ve arkadaşlarıyla birlikte 4-5 poz çekip işimizi bitiriyorduk. Geceleri gazlı lambalar yakılırdı o şekilde resim çekerdik ama pek tercih etmezdik.
 
İlk renkli fotoğrafı kaç yılında çektiniz?
İlk renkli fotoğrafı 1974 yılında gördük. O zaman eniştem Almanya’dan renkli makine getirmişti. Onunla çekmeye başlamıştık.
 
Dijital fotoğrafçılığa ne zaman geçtiniz?
80’li yıllardan sonra renkli fotoğraf makineleri uygunlaşmaya başladı. 1998 yılında dijitale döndük. Tabi o zamanlar dijital çok pahalı olduğu için sadece vesikalıklarda dijitali kullanıyorduk, düğünlere yine filmli makineleri kullanıyorduk. 2005’ten sonra tamamen dijitale döndük.
 
TEKNOLOJİ ZANAATIMIZI ÖLDÜRDÜ
O dönemlerdeki fotoğrafçılık mesleği ile şimdiki arasındaki farkı nasıl yorumluyorsunuz?
80’li yıllarda fotoğraf makineleri ucuzlayınca fotoğraf makinesi satmaya başladık. 36 pozlu fotoğraf makinelerini 20-25 liraya satıyorduk. Tanesi 30 kuruşa da baskısını yapıyorduk. Amatörler çoğaldıkça bizim işlerimiz de haliyle düştü. Sadece film satmaya ve baskı yapmaya dönüştü. Yani teknoloji, fotoğrafçılığı zanaat olarak öldürdü. Teknoloji ilerledikçe fotoğrafçılık sadece meslek olarak kaldı.
 
Fotoğrafçılık mesleğinizin yanı sıra uzun dönemdir muhtarlık da yapıyorsunuz. Kaç yılından itibaren Çarşı Mahallesi’nin muhtarısınız?
1984 yılında rahmetli Yüksel abinin azasıydım. O zamanlar Çarşı ve Orhan Mahallesi bir muhtarlıktı. 1986 yılında muhtarımızın rahatsızlığından dolayı birinci aza olarak görevi ben devraldım. 1988 yılında da muhtarımız vefat etti. 1989 seçimlerine kadar muhtarlık görevini yürüttüm. Esnaf olduğum için halkla iç içeydim. Bu yüzden muhtarlık yaparken hiç zorlanmadım. 1989 yılında Çarşı ve Orhan Mahallesi’nin muhtarlığına aday oldum ve seçime girdim. Karşıma Mustafa Kantar çıkmıştı. O da benim meslektaşımdı. Seçimlerde vatandaş benden yana tercih yapınca muhtar oldum. Yani 1986 yılından 1989 yılına kadar gayri resmi, 1989 yılından 1995 yılına kadar Çarşı ve Orhan Mahallesi’nin resmi muhtarı oldum. 1995 yılında mahalleleri ayırdılar. Ben de Çarşı Mahallesi’nde ikamet ettiğim için Çarşı Mahallesi’nde muhtar adayı oldum. Şu anda 7’nci dönem muhtarlık görevime devam etmekteyim.
 
BELEDİYE BAŞKANLARINDAN FAZLA OY ALDIM
7 dönemdir karşınıza pek rakip çıkmamış. Hatta çoğu seçimlere rakipsiz girmişsiniz. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
Evet, genelde karşıma rakibim çıkmadı. Bu yüzden eski sistemde belediye başkanlarından fazla oy alarak seçimleri kazanıyordum. Kandıra merkezdeki seçmen sayısı eskiden 5 bin olduğu için 800-900 oy alan belediye başkanları seçimleri kazanıyordu. Ben muhtar olarak bin 500 oy alıyordum. Mahallemizde seçmen sayısı çoktu. Şu anda Çarşı Mahallesi’nde 2 bin 300’den fazla seçmen var. Ne mutlu bana ki vatandaşımızın sevgisini, güvenini kazanmışım. Allah sağlıklı bir şekilde nice günlerimizi gösteririz inşallah. Biz hizmetimizi yapalım, vatandaşın hayır dualarını alalım sadece bunu istiyoruz. 
 
Muhtarlıkta unutamadığınız bir anınız var mı?
O kadar çok anımız birikti ki… Biz eskiden her şeyimizi elle hallediyorduk. Nakil işlemleri, ikametgah, nüfus değiştirme gibi tüm işlerimizi el yazımızla yapıyorduk. 2005 yılına kadar Osmanlı gibi tüm kayıtlarımızı defterlerde tutuyorduk. 2005 yılında Sayın İbrahim Karaosmanoğlu tüm muhtarlara bilgisayar verdi. Bir de otomasyon sistemi kurdu. Hatta ben kendisine teşekkür etmeye gittiğimde “Başkanım bize harman makinesi hediye ettin” dediğimde bana “Muhtarım ben size biçerdöver hediye ettim” demişti çok gülmüştük. Onu hiç unutamam. Ben her zaman bize bu imkânları verenden Allah razı olsun diyorum.
 
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Öncelikle özveri ile çalışıp, müşteri ile olan ilişkini sıcak ve samimi tuttuktan sonra fotoğrafçılık çok güzel bir meslek. Benim iki oğlum da bu mesleği yapmak istemedi. Çünkü artık cep telefonları ile fotoğraf ve video çekilebiliyor. Hâlbuki telefona bir virüs girdiğinde tüm bilgiler gidiyor veya bilgisayardaki arşivler virüs girdiğinde silinebiliyor. Ama biz fotoğraf çektiğimizde acıyı, mutluluğu, hüznü, gururu, her şeyi yakalıyoruz. Benim için dükkân her zaman müşterinindir. Müşteri olmazsa zaten dükkân olmaz. Biz Kandıra’nın yerlisiyiz. Buranın evladı da, annesi de, babası da, yaşlısı da, hepsini kendi insanımız kendi ailemiz olarak görürüz. Ben bize teveccüh gösteren herkesten Allah razı olsun diyorum.
 

Kandıra'nın Sesi - Reklam Alanları
Sadece Mobilde Görünen GIF'ler

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kandıra Kaymakamlığı, olumsuz hava ve deniz şartları nedeniyle 29 Temmuz
Sıradaki Haber 29 Temmuz’da Kandıra’da 6 Plaj Hariç Tüm Sahillerde Denize Girmek Yasaklandı
error: İçerik Korunmaktadır!